Benim bu konuda bir düşüncem vardı, işlerimi başımdan savınca yoğun bir şekilde onunla ilgilenecektim. Sadece Go Terimlerinin Türkçeleştirilmesi değil, Go isminin bile Türkçeleştirilmesi ile ilgili. Öyle bir isim ki bu TGOD yine TGOD olarak kalacak. Niye Çinliler başka, Japonlar başka, Koreliler başka bir isim verip ve kurallar ve seviyelendirme yapıyorlar da, niye biz "Türkiyeliler" bunlardan birisini kabul etmek zorunda kalıyoruz? Haydi, kurallar aynı kalsın. Ama isim Türkçe olmalı.
Ayrıca, birkaç defa birkaç farklı şekilde Çinliler tarafından yazılan Türk tarihinde Go'nun bulunmamasını sorgulamıştım. Adamlar Go'yu kendilerine mal edip kimseyle paylaşmamak istemişler herhalde. Bu sebeple Türk tarihini yazanlar özellikle bundan bahsetmemiş. Neyse, uzatmayıp bu konu hakkında yazdığım taslak bir yazıyı burada taslak haliyle paylaşayım:
UYARI! BU BİR TASLAKTIR
Tarihçiler ve Türk Dili Uzmanlarının Yapacağı Ortak Bir Çalışmayla Milletimize Mal Edilmesi Gereken Bir Oyun: GO
Türk tarihi Orta Asya ile başlar. Ve komşu Çin ile ilişkilerden çok bahsedilir. Çinlilerle biz Türkler tarih boyunca “Satışmışız-Sataşmışız-Savaşmışız-Sevişmişiz” diyebiliriz. Yani aramızda ticaret olmuş, küçük anlaşmazlıklar, çatışmalar olmuş. Bunlar büyüyüp savaşa dönüşmüş. Barış zamanında ve belki de barışmak için kız alıp vermişiz.
Go adlı oyun kayıtlara göre 4000 yılı aşkın bir süre önce Weiqi adıyla Çin'de oynanmış. Öyle ki bu oyun Hindistan'dan tüm dünyaya yayılan Satranç'tan bile daha eski. Weiqi oyunu zamanla Çin'den Kore ve Japonya'ya da geçmiş. Koreliler buna Baduk demişler ve Japonlar da Go ismini vermişler.
Bunların hepsi tarihî birer gerçek. Benim üzerinde durmak istediğim bazı konular var.
Bu oyun Çin'den deniz ötesi Japonya'ya ve Kore'ye nasıl geçti? Elbette ki öncelikle ticaret yoluyla. Aynı Satranç oyununun Hindistan'dan dünyaya yayılması gibi. Pekiyi, sabah akşam biz Türklerle yatıp kalkan bu Çinliler aralarında özellikle anlaşmışlar mıydı da komşularından sadece bize bu oyunu tanıtmadılar? Kayıtlarda Türkler ve Go oyunu niçin bir arada bulunmuyor?
Yukarıda bazı tarihî gerçeklerden bahsetmiştim. Gerçek olan bir şey daha var: O da Türk tarihinin birinci kaynağının Çin olmasıdır. Ben inanmıyorum ki tarih boyunca her türlü ilişki içerisinde bulunduğumuz Çin'den çıktığı söylenen Go (orada Weiqi) oyunu Türkler tarafından bilinmesin ve oynanmasın. Hatta iddia ediyorum ki bu oyunun ortaya çıkmasında, kurallarının şekillenmesinde Türklerin, Türk kültürünün katkısı, etkisi olmasın! Tarihi yazan Çinliler burada bencil davranmış...
Değinmek istediğim bir diğer husus da oyunun adı ile ilgili. Çin'de Weiqi, Kore'de Baduk ve Japonya'da Go. Yani her millet oyunu almış ve kendi dilinde anlamlı bir isim vermiş. Hatta öyle ki, puanlama ve oyuncu seviyelendirmeleri geçen 4000 yıla rağmen hâlâ birbirlerinden farklı. Oysa çok daha genç olan Satranç, hem her ülkede farklı bir isme sahip, hem de yüzlerce yıldır dünyanın her ülkesinde aynı kurallarla oynanıyor.
Pekiyi, biz niye buna Türkçe'de anlamı olan bir isim vermiyoruz? Niçin oyunun terimlerini kendi kültürümüze göre tanımlamıyoruz?
Benim arzum, bu oyunun Türklüğün başlangıcı, anayurdu olan Orta Asya'daki kültürümüzle bağdaştırılıp terimlerinin de kavramsal olarak en uygun Türkçe kelimelerle ifade edilmesidir. Bunun için şu anda ülkemizde Japon kuralları ve terimleri kullanıldığından dolayı Japonca ismini temel alarak bir hikâyelendirme çalışmam oldu. Bunu aşağıda özet olarak sizlerle paylaşıyorum. Bu bir başlangıç olur ve konusunda yetkin Tarihçi ve Türk Dili uzmanlarının oyunun ülkemizdeki ustalarıyla yapacağı bir işbirliğiyle gelişir ümidindeyim. Ben de gerektiğinde elimden geldiğince katkı sağlamak isterim.
Selçuk Soner Akgül
Göç Oyunu / Güç Oyunu / Geniş Oba / Gurur & Onur / Güzide Oyun
Bu oyun bir Göç Oyunu'dur, çünkü oyunun kahramanları iki göçebe boydur. Bu oyun Geniş Oba oyunudur, çünkü bütün olaylar geniş bir obada geçmektedir. Bu oyun bir Güç Oyunu'dur, çünkü her iki boy da daha geniş alana hakim olmak için birlikten doğan gücünü kullanmaktadır. Bu oyun bir Güzide Oyun'dur, çünkü dostça başlar, belirli adil kurallara riayet edilerek dostça sürer ve karşılıklı yapılan bir anlaşmayla dostça biter. Oyun sonunda ise her iki boy birlikte yaşar.
Göçebe iki Boy, Geniş bir Oba'ya yerleşmek için gelirler. Her ikisinin de amacı bu Oba'ya yerleşmektir. Fakat aynı Oba'ya talip iki Boy olduğu için burayı paylaşmaları gerekecektir. Evet, bu göçebe boylar yeterince geniş olan bu obayı paylaşacak ve birlikte yaşayacaklardır. Ama doğal olarak her ikisinin de amacı mümkün olduğunca geniş alan elde etmektir. Boylar arasındaki mücadele bundan kaynaklanır.
Her iki Boy'un Beyleri Oba'nın değişik bölgelerini tutmaları için teker teker ve sırayla Gözcü'ler yollayacaklardır. Bu Gözcü'ler görevlendirildikleri yere giderler ve oradan hiç ayrılmazlar. Gözcüleri doğru yerlere, doğru zamanda ve doğru sırayla göndermek işin zor kısmıdır. Bazen gözcülerden bazıları diğer Boy'un Gözcü'leri tarafından çevrelendikleri için esir alınırlar ve ancak bu şekilde görev yerlerinden ayrılırlar.
Esir Gözcü'ler Boy'lar tam anlamıyla yerleşene kadar Oba dışına alınırlar. Her iki Boy için de sınırlar belirlenip yerleşim tamamlandıktan sonra bütün Esir Gözcü'ler kendi Boy'una iade edilir. Oyunun asıl amacı daha çok esir almak değil, obada daha geniş alanı tutmaktır. Öyle ki hiç esir alınmadan biten oyunlara sıkça rastlanır.
Bu oyun Gurur ve Onur'u birlikte içerir, çünkü oyunda amaç karşı tarafın bütün veya bir kısım üyelerini öldürmek, yok etmek değildir. Oyun sonunda geniş alana sahip olan boy Gururlu, alanı nispeten dar kalan boy Onurlu bir şekilde yaşar. Oyunu kazanamayan ya da kazanamayacağını anlayan taraf, diğerine “Gurur senin.” diyerek mağlubiyeti kabul ettiğini ve tebriklerini bildirir. Oyunu kazanan tarafsa “Onur senin.” diyerek saygı ve teşekkürlerini sunar.
Yukarıdaki niteliklerin yanında binlerce yıl önce Orta Asya'da doğup ihtişamını hiç kaybetmeden günümüze kadar gelmiş olması da onu bir Görkemli Oyun yapar. Bu oyun Geçmişte Oynandı, ülkemizde henüz fazlaca tanınmasa da saygın bir grup tarafından Günümüzde Oynanmakta ve daha geniş kitlelere tanıtılarak bundan sonra Gelecekte Oynanmalı. Bu oyun gömülü olduğu tarihin derin ve geniş bağrından çıkarılıp tekrar Geleneksel Oyunumuz olmalı.
Bu oyunu Gençler Oynamalı ki azim, gayret ve sorumluluk sahibi olma, düşünerek hareket etme, durumu bütünsel değerlendirme, gerektiğinde fedakarlık yapma, kanaatkar olma, paylaşım vs. gibi hayatın gerek ve gerçeklerini basit bir tahtada sergileyen Gerçeklerin Okulu'ndan öğrenmeli. Ve bu oyunu oynayan gençler Gönüllü Olmalı ki bu oyun gelecek nesillere de aktarılabilsin.
Tanıttığımız bu Güzel Oyunun adı Geniş Oba ya da basitçe Oba'dır.
Oyun tahtasının adı Goban. Biz bunu basitçe oyunun adıyla aynı tutabiliriz: Oba. Tahtada taktiksel açıdan önemli 9 nokta var. Bunlara Hoshi deniyor ve tahtada noktalarla belirtiliyor. Biz de rahatlıkla Hoş Nokta, ya da sadece Nokta diyebiliriz. Kakari, Oiotoshi, Uttegaeshi gibi savaş terimleri çoklukla bulunmakta. Bunları da kendi tarihî ve güncel savaş terimlerimize göre isimlendirebiliriz. Atari, Kakari, Kakeme gibi hamle tarzlarıyla Ponnuki, Seki, Dame gibi her seviyedeki oyunlarda sıkça karşılaşılan pozisyonel terimler var. Tüm bunlar kullanıldıkları ülkelerde herkes tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek günlük hayatta kullanılan kelimelerdir.
Oyunun kuralları çok basit. Fakat bilinmesi gereken yüzlerce terim var. Bunların ne anlama geldiklerini bilmedikçe, daha doğrusu isimleri bizce bir anlam ifade etmedikçe oyunu daha geniş kitlelere sevdiremez, yayamaz, öğretirken ve oyunda etkili bir şekilde kullanamaz, uluslararası alanda söz sahibi olup başarılı sonuçlar elde edemeyiz.
Tüm bunları kendi dilimize ve kültürümüze uygun halde ifade edersek hem oyunun sevilmesi, yayılması, hem de başarılarımızın artması için kendimize büyük bir fırsat sağlamış oluruz. Hepsi bir yana tarihimizi, kültürümüzü daha iyi tanıma, oyunun gençlerimize kazandıracağı olgun karakterle günümüzü ve geleceğimizi daha kaliteli hale getirebiliriz. Bunu bizim adımıza başkası yapmaz. Baksanıza, tarihimizi bile kendi kafalarına göre yazmışlar...
Selçuk Soner Akgül